Açlıktan ve tokluktan ölenler

Günümüzde açlıktan ve tokluktan ölen toplum olarak ikiye ayrılıyoruz. Bunun ortası yoktur artık. Her hal durumda her nefis gibi ölümü tadacağız elbet ama şimdiki zamanda açlıktan ölmek gibi acı durum söz konusu iken tokluktan ölenin durumu dahada bir vahim olmuştur.

Açlıktan ölen bellidir. Sefalet içinde kıvranan, iki lokma için canı pahasına çabalayan, ömrü karın doyurma derdiyle geçip giden.

Öte yandan şervet içinde yaşıyorum sanan, hep daha fazla olsun diye çabalayan. Bir lokma için servet harcayan ne oldum budalalarıyla dolu. Doyumsuz hep daha fazla oldukça isteyen. Hiç sonu olmayacakmış, her bir şey onunmuş gibi boşa geçen bir ömür.

Aza kanaat edip sefaletse sefalet deyip şükürü bilenin hayatta en çok keyif ve huzura varandır esasında. Zor geçsede sefalet içinde ömür, şükrün verdiği tokluğu yaşamasını bilendir huzurlu hayat.

Cennette en çok yeri fakirler alacaktır derler ya, işte tam o bahsettiğim kısım kendini rızkın yaradandan olduğuna ve ona biçilen payla doymayı bilendir dünyalık huzuru ve ahiretteki sonsuz bolluğu kazanan. Açta olsa doymuşluğun tadına varmaktır kanaat.

Tok olupta doymayan kısım ise bu dünyasındada ebedi dünyasındada sefalet yaşayacağını idrak etmeden boş geçen bir ömüre ve sonsuz geçecek acıya maruzdur bilmeksizin. Kendinde bol oldukça kendini rakipsiz ve en güçlü kılan. Her bir şeyin onun olduğunu sanan ve kendi sayesinde bolluk içinde yaşadığını sandığı halde neden hala aç olduğunu bilmeden yaşanan kocaman boş bir ömür. Şükrün ve kanaatın tadını bilmeden bir lokma için servetini dökmüş olsada zevk almadan, doymadan ömrünü heba eder bilinçsiz.

Halbuki bolluk içinde boğulmaktan ise kendini iki kuruş yardım ettim sanıp sevap işliyorum paylaşıyorum egosundan çıkmasını bilse bir orta yolu bulunurdu. Ne tok ölünürdü o vakit nede aç ölünürdü.

Hakim olmayı, ne oldum budalası olmayı, ben yaptım benim sayemde ve her bir şeyler benim mantığndan çıkmasını bilseydi bir çoğu o zaman doymasınıda ve elinde olanların sende sadece bir emanet ve lütuf olduğunu anlar idi. Sana verilen lütufun değerinin verdiği tat doyururdu hep o aç olan midesini.

Ah dünyamız bir bilse idi bunu, ne sefalet çekeni, acı içinde bir lokma için kıvrananı olur idi nede varlık içinde açlık yaşayanı olur idi.

Cepleri yoktur kefenin, ellerin bomboş gideceksin ey nefis bir gün. Bir parça kıyafetin hesabını nasıl vereceğini düşünse idi nefis, bin parça kıyafetini paylaşırdı o vakit.

Sende olan senin sanma! her bir şey emanettir esasen. Bunu bilmek yetmiyor, emanet paylaşarak doyurur ruhunu bu dünyada ve ebedi dünyada.

Bir orta yolunu bulamadık ölümün, ya açlıktan ölüyoruz yada tokluktan!

Yasemin Polat-Kepil